"Çocuk,
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı
Çevir gökyüzüne başını.Bakma arkana!Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte.
Hepsi bu. "

6 Eyl 2007


Olmadığın bir tonda dünyada haykıracagına olduğun gibi ama kalın bı seste hep varol !

KORİDOR


Gölgeler saklanmıştı soyutsal dünyaya
Kehanetler yükseliyordu bağnaz beyin hücrelerinden alev alev..
Tüm yollar sozsuzluktan teğet geçiyordu
Psikopazdaydı tüm ruhlar
Yitişler başladı dipsiz kuyularda
Emanet bırakılan kalpler kinle doldup taştı
Denizler maviye düşman olup bulanıklığı seçti
Ağrı gibi gelip geçiciydi umutlar
Tek edilmemiş bir tek yalnızlık kaldı
Aksırıklarında ihtiyarların imdat çağrıları yükseldi
Duyular bilinmeyenin soğuk ruhu tarafından esir alındı
Kaybolanlar kaybolmuşlara rastladı ve masal BİTTİ...

5 Eyl 2007

Reformlardan kaçan duygular...


Reformlardan kaçan duygular geçmişe sığınmışlar korkularından…
Kirli camları varmış aslında pembe gözlüklerin…
Ama ürkek ama titrekmiş şapkadan çıkan tavsanın hızlı adımları…

dinle...


Hey! Sen biraz dinlesene bastırmaya çalıştığın sesleri,duymaya korktuklarını dinle…..
Başka hiçbir şeye gerek yok sen içindeki sesin ses tonu kadar masum ya da taklit etmeye çalıştığın kadar sen gibisin…

platonik



İnsanın içine aniden doğan tutkudur aşk...

Sebepsizce...

Üstelik hiç konuşmadığın, senin yüzüne bile bakmayan birine karşıda duyulabilir.

Bizim kalbimizin bize inat ancak iyi niyetle, sırf biz mutlu olalım diye; hoş eski mutluluğumuzun

onlarca binlerce katı daha mutsuz olacağımızı düşünmeden, sakıncalı kişilerin, platonik aşklarımızın

marinasına demir atmasıdır.

İşte benim sana olan aşkım da basit ve ani bir tutkuydu o aşk henüz büyümeye korkan bir tohum

iken.

Sonra basit bir bakışın, benim o aykırı anlamlar yüklediğim sahte bir avuntuydu...

Senin ilgini çekmek için düştüğüm komik durumlar...Olsun inan umrumda bile değildi arkadaş

sandığım insanların o masumca lakin komik hallerime kıs kıs gülmeleri.Çünkü o anda düşündüğüm tek

şey; bir gün senin gönlünü feth edip, onların karşısına seninle çıkacaktım ve bu sefer ben onlara kıs

kıs gülecektim. Kendimceydi bu imkansız hayallerim...

Bir bakış, bir gülümseme belki de benim öyle yorumladığım halisülasyonlar...

Yine de ben inandım ve tesadüf bir bakışın yağmur oldu aktı yüreğimdeki tohuma... O tohum

büyümeye korkan bir tohum iken...ve o tohum senin getirdiğin yağmur sayesinde filizlendi ama sanki

ömrü boyunca o yağmura muhtaçtı...

Utandım ve yüreğimdeki tohuma su veren bakışa karşılık veremedim...Yapabildiğim tek sey susmak

ve uzaktan sevmek oldu ama sen herşeye rağmen bana öyle yakındın ki kalbimden bir parça...hatta

kalbim sendin, sen ise kalbim...

Ahh! Bir bilseydim sende bana karşı bir damla sevgi var mıydı? O zaman ikimizin olacak aşk filizimizi

sonsuz ömürlü bir ağaç yapmaya yetecek.

Keşke sana olan tutkumu bilseydin diye iç geçirirdim, kalbim senin yanında yerinden fırlayacakmış gibi

atarken...

fani

Bir zamanlar bebektin ve şimdi sadece gözyaşlarının tadı aynı kaldı…..onun haricinde herşey değişti.İnsan doğduğu yere dönüyorsa ve beden faniyse ne değiştirebilir ki hayatında...

su perisi


Su perileri dans ederken bataklıkta
Gökyüzündeki yıldız göz kırptı kalan son bir damla suya
Aşk masallarının kahramanları göründü gölün kıyısında ki pembe ağacın arkasında
Yeminlerin tutulduğu bir yer vardı cennet kokan bahçenin gümüş kapısının ardında...

özgürlük içinde...


Kendine tanrının gözüyle bak …
Ne olmak istediğini ve nerde olduğunu düşün…
Amaçların nelerdi ,kaçına ulaşabildiğini düşün.
Birilerini değiştirmeye çalışma değişmesi gereken sensin zaten sen değiştiğinde küçük evrenini de değiştirebilirisin.
Kendini ara, biraz huzur biraz da özgürlük içinde…

''Yüksek Duvarlar''

Yüksek duvarlar var önümde ve duvarların ardında bırakılanlar bir aşk acısı ,ölüm sancısı…görebilmek mümkün olsaydı eğer gözlerinle bakman yeterli olmazdı ve kolay olmazdı..ölüler tekrar ölemez ki…

gerekmekteydi...

Parlamak gerekmekteydi !
Geceyi büyük bir bekleyiş sonrası geceyi geride bırakan Güneş gibi tanyeri ağırdığında...

Koşmak gerekmekteydi !
Yönünü bilmeden doğaya emanet...
Uçurumlar aşmalıydı ve önüne geleni sürüklemeliydi hayallerimizin ardından sürüklediğimiz hayal kırıklıklarımız gibi.

Ağlamak gerekmekteydi !
Bitişlerin ardından terk edilen aşklara fakat saygı da duymak gerekmekteydi misafir olacak yalnızlığa.

İç benliğimiz

Çay bardağının gölgesi altına sıkışmış düşler…
Bir avuntu sonrası;
Dinen bir öfke,
Tampon yapılmış duygular ve başka bir zamana doğru yol alan
‘’iç benliğimiz’’

''Yolculuk''


Bir pazar günü öylesine bir yürüyüşte yüzünü yalayan rüzgar sonrası dudaklarında bir gülümseyiş olarak döneceğim sana....Sevdiğin ağaçlar kadar büyük ve yemyeşil umut getireceğim.''Yağmur olmadan da çıkan gökkuşağı''ndan rengarenk yaşama sevinci getireceğim sana.Hani demiştin ya bu masalda güzel olan her şey olsun ama ölüm olmasın diye...Bir pazar günü döneceğim sana öylesine bir yürüyüşte.Seninle en güzel ve en uzun yolculuğa çıkabilmek için..

Serzeniş


Serzenişler vardı asi dillere...
Anlaşılabilmek bir de...

Hayatın yükünü omuzlarından silkelemeye için onlarca kalp atışı sayan...
Karanlıktayken yalnız olmadığını haykıran…


Çareler olmasaydı dertlerde olmazdı...
Acı katkısız hayat güzel olmaz mıydı ?

Nitekim güç olan olabildiğince nefes olmaktı içinde huzur olan...

Isdıraba meraksız,sebatsız,günahsız karşı koyan...

Sadece bir bedene sıkıştırılmış,bastırılmış ruhları barındıran tek bir beden...gözbebeklerinde parlayan korkular ışıl ışıl....Ağlıyor şimdi imdat çağrıları yankılanırken ;bunca yıl istemediklerini duymak zorunda kalmış kulaklarında...

Gelincik Tarlası

Gizli kapaklıydı her şey Tanrının bizden sakladığı mektuplar gibi.
Cevap bulamayan soruların gözyaşıydı denizin dibindeki akıntıla
Aşk tebessümdü,ayrılık acı bir çikolata
Ve tüm bunlar halüsinasyondan ibaretti damarlarımdaki kana rengini veren gelincikler gibi...

Korku filmi sonrası...


Kızgın bir hayata kızgın metal kıvamında şarkılar duyuldu az önce.
Yerin kulağının bile duymadığı bir gürültü koptu ardından ve sessizlik, gri bir boşluk…
Siyahın gizemiyle beyazın masum karanlığını barındıran…
Öfkeyi yansıttı yanmış ampuller,
Buzlar ısıttı damarlardaki donmuş kanları…
Ve hayat tekrar nefes almaya başladı; ciğerlerindeki dolup taşarcasına karbondioksitle…
Bir nefeslik asırlarda dile geldi herşey,gizli kalan hiçbir şey mahremiyetine söz geçiremedi.
Bilinmeyenler aslında en emin olunanlardı.
Bilinmeyenlerin bilinemeyeceğini bilmek,bilinmeyenlerin bilinmezliğini yok etti
.