......
....
Güneş bahar sabahının içinde görünüyor
Yattığım yerde, toprağımdan başka bir şey yok...
...
..
Biliyor musun ne tam anlamıyla savaşabiliyor.
Ne umutlanabiliyoruz ne de haykırabiliyoruz.
Ne de tam anlamıyla arzulayabiliyoruz.
Söküp atamıyoruz…
Çığlıklar hep derinimizde öylece kalıyor…
Zaman ürkütüyor.
Gelecek günlerin getireceği sıkıntılar...
Vazgeçmek zorunda bırakılacaklarımız…
Henüz tanışmadığımız insanlar…
Ya da daha yakın tanımadığımız...
Yeni tartışmalar...
Yeni sevişmeler...
Henüz yaşamadığımız...
Tadına varamadığımız.
Ruhumuzda kaldırıp korkuların arasına koyduğumuz her şey…
Ürkütüyor…
Çünkü tüm cevaplar biz de…
Aşk diyoruz ya.
Elde edince bitiyor... Oturup bir köşede yalnızlığımızı izliyorlar... Sadece...
Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil...
Onca yaş akıttığımız gözlerimiz bile... Hayvanlar tarafında oyulacak…
Öldükten sonra...
Ölüm var.
Öyle bir şey ki…
Ne bir son denilebilir…
Ne de bir başlangıç…
Yine de aşk gerek...
Değer vermek gerek…
Dokunmak... dokunmak daha çok dokunmak… derinine sokmak istercesine sarılmak..
Tükenene kadar ağlayıp sonrasında yüzyıllarca uyumak gerek
Dizlerimin üstünde, elim yüzümde
Bir şubat karı düşün
Yağan büyük beyaz yağmurları…
Örttüklerini düşün...
Tüm kiri pası…
Bembeyaz...
Güneş gibi…
Öyle örtmek gerek…
Düşünüp sonra silmek gerek hafızandan.
Boğazında düğümlenen ne varsa.
İzleri kokusu kalmasını istiyorsan…
Sevişmeli bir yabancıyla…
Tanıdık gelmemeli hiçbir koku hiçbir ten
Alışmamalı…
Bir yabancıya anlatmalı hikâyeni…
Bitiminde unutmalı...
Bitene kadar bitmez…
Bittiğinde biter ama…
Yalnızsam eğer…
Anlatacak kimsen yoksa ruhundaki izleri…
Avuçlarını açmalı…
Aynaya bakar gibi ya da dünya güzeli bir sevgiliye...
dökmeli içini..
Ola ki canın ağlamak istedi birinin omzunda...
Tutmak birinin elini sıkı sıkıya katlanabilmek için bu acıya
Birinin elinle bir diğerini sarıp sarmalamalı…
Yalnızlık hep uzak tutulmalı…
Mutluluğun hiçbir zaman kalıcı olamadığı bu ruhtan...
Ve yine bir şubat karı düşün
Yağan büyük beyaz yağmurları…
Örttüklerini düşün...
Tüm kiri pası…