Üç noktalar…(olan biteni anlatırlar)
Seni özledim kalemim, parmaklarımı şekilden şekle sokuşunu, içimi bir hoş edişini, tüm sakinleştiricilere taş çıkartan etkini…
Seni özledim… Uzun zamandır yazamadım. Erteledim biliyorum… Ama döndüm ya sonunda.
Zaman geçer bir şekilde nasıl olsa ve bize getirileri büyür içimizde… Ama bazen fazla gelir yaşadıklarımız, sığdıramayız içimize ve içimiz dışımıza çıkar… Şuan olduğu gibi…
Doyumsuz bir tadın var senin; hiçbir zaman kaşıklayamadığım. Ruhumu okşar sanki bir elin, canlı gibisin adeta. Bugün birkaç yıl önce ağzımdan çıkan birkaç cümlenin uzantısı bir gün geçirdim. Öğretmenliği öğretmeye kalktılar ben ise öğrenmeye kalkıştım, bilmediğim bir okulda, daha önce yüzlerini görmediğim insanların içinde… Herkes kendi halindeydi, kendi yaşamları içinde… Keşke hayat derslerde öğretilen konular kadar teorik ve sorunların çözümü de soru çözümleri kadar kesin ve somut olabilseydi. Umudu gördüm en önemlisi gözlerine iyilik perdesi inmiş miniklerin gözbebeklerinde. Oysa ben umuda savaş açmış olanları da gördüm ihtişamlı koltuklarda, zoraki duyulan saygıların öznelerinde… Var olanı ve var olanı yok etmeye çalışanı görmek. Zamanın getirisi sanırım bu bakış açısı. Bende istiyorum tekrar çocuk olmayı. Ne hakla umudumu çaldı berduşun didaktik saltanatı? Gözlerim doluyor, büyümekten git gide korkmaya başlıyorum. Hayallerimden mahrum bıraktığım gerçeklerle yüzleşmekten tiksiniyorum. Çünkü düşlerden alıntı hayallere ihtiyacım(ız) var.
Sözü özü; büyümek için çok mu geç kaldık? Yoksa çok mu erken koyulduk gerçeklik yoluna. Bilemiyorum.
Seni özledim kalemim, parmaklarımı şekilden şekle sokuşunu, içimi bir hoş edişini, tüm sakinleştiricilere taş çıkartan etkini…
Seni özledim… Uzun zamandır yazamadım. Erteledim biliyorum… Ama döndüm ya sonunda.
Zaman geçer bir şekilde nasıl olsa ve bize getirileri büyür içimizde… Ama bazen fazla gelir yaşadıklarımız, sığdıramayız içimize ve içimiz dışımıza çıkar… Şuan olduğu gibi…
Doyumsuz bir tadın var senin; hiçbir zaman kaşıklayamadığım. Ruhumu okşar sanki bir elin, canlı gibisin adeta. Bugün birkaç yıl önce ağzımdan çıkan birkaç cümlenin uzantısı bir gün geçirdim. Öğretmenliği öğretmeye kalktılar ben ise öğrenmeye kalkıştım, bilmediğim bir okulda, daha önce yüzlerini görmediğim insanların içinde… Herkes kendi halindeydi, kendi yaşamları içinde… Keşke hayat derslerde öğretilen konular kadar teorik ve sorunların çözümü de soru çözümleri kadar kesin ve somut olabilseydi. Umudu gördüm en önemlisi gözlerine iyilik perdesi inmiş miniklerin gözbebeklerinde. Oysa ben umuda savaş açmış olanları da gördüm ihtişamlı koltuklarda, zoraki duyulan saygıların öznelerinde… Var olanı ve var olanı yok etmeye çalışanı görmek. Zamanın getirisi sanırım bu bakış açısı. Bende istiyorum tekrar çocuk olmayı. Ne hakla umudumu çaldı berduşun didaktik saltanatı? Gözlerim doluyor, büyümekten git gide korkmaya başlıyorum. Hayallerimden mahrum bıraktığım gerçeklerle yüzleşmekten tiksiniyorum. Çünkü düşlerden alıntı hayallere ihtiyacım(ız) var.
Sözü özü; büyümek için çok mu geç kaldık? Yoksa çok mu erken koyulduk gerçeklik yoluna. Bilemiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder